İKİNCİ El Otomobil Alırken Dikkat Edilecekler

Sıfır araç fiyatlarının inanılmaz düzeylere ulaşmasından dolayı ikinci ele yönelim gittikçe artmış durumda. Fakat ikinci el piyasasında da çok çeşitli araçlar olduğu ve bazıları çok da iyi durumda olmadığı için insanların hep kafasında bir soru işareti oluyor. Peki ikinci el otomobil alırken nelere dikkat etmeliyiz?

1) Hasar Kaydı:

İlk olarak hasar kaydına bakmak ile başlayabilirsiniz. Eğer çok yüksek miktarlarda hasar kaydı varsa aracın ciddi bir kazadan çıktığını düşünmekte haklısınız. Bu tür araçlarda kazalarda tek tek ne değiştiğinin faturasını görmek isteyin. Eğer bu faturayı size sunmuyor veya bahaneler üretiyorsa satıcı o arabadan uzak durmak için bir sebebiniz var diyebiliriz. Tabii hasar kaydı olmayıp sigortayı bu işe bulaştırmadan kendinin de yapmış olabileceğini unutmadan sadece buraya bakmanın yetersiz olduğunu bir kez daha hatırlatayım. 

2) Kilometresi:

Kilometresi çok yüksek araçlar alınmaz demeyeceğim tabii ki ama kilometresi yüksek ve bakımsız araçlar alınmaz. Eğer kilometresi örneğin 250.000'de ise bu zamana kadar yapılmış olan tüm bakımlarının eksiksiz olması çok önemli. Tabii kilometre de yapılan hileler için her gün önlemler alınsa da hala yapılabiliyor bu nedenle sadece yol bilgisayarında görünen kilometre bilgisine bağlı kalmayıp özellikle direksiyon ve vites çubuğu gibi kolay yıpranabilecek parçaları da göz ile kontrol edin. 50.000'de ve bir kaç yıllık araçlarda buralar yıpranmaya başladıysa bu aracın uzun kilometreler yaptığından şüphelenebilirsiniz.

3) Direkler ve Şasi:

Özellikle yaşlı ve ucuz bir araba alıyorsanız değişensiz ve boyasız olmasını beklemek biraz hayal oluyor. Bu durumda bakmanız gereken direkler (diğer bir değiş ile a,b ve c sütünları)  ve şasilerde oynama olmamasına, buraların tamir görmüş olmamasına dikkat edin. Eğer bir aracın direklerinde ve şasisinde düzeltme var ise bir sonraki kazasında pek iç açıcı bir görüntü olmayacağını söylememiz mümkün. Eğer biraz olsun sağlığınızı ve canınızı da düşünüyorsanız bu tür parçalarda çok oynama olmamasına, buraların tamir görmemiş olmasına dikkat edin.

4) Ekspertiz Raporu:

Ekspertiz raporları çoğu zaman otomobilin geneli hakkında size bir bilgi sunar. En azından değişen var mı?, kazası var mı? bunlar hakkında bilgi edinmenizi sağlar. Bunun yanında satıcı "değişen yok" diye satıyor ama ekspertiz raporunda değişen çıkarsa araçtan ve daha önemlisi satıcıdan şüphelenmek için iyi bir sebebiniz olmuş olur. Bu yüzden kurumsal bir firmadan veya aracın kendi servisinden bir ekspertiz raporu çıkarmanız iyi olur. Satıcının "abi/abla boş ver parana yazık, garantisi benim" gibi sözlerine pek inanmayıp bir ekspertiz yaptırmanız o an size ufak bir maliyet olacaktır fakat belki de bu ufak maliyet ileride oluşabilecek çok daha büyük bir maliyetin önüne geçecektir. Zaten araçta bir sorun varsa daha ekspertiz yolunda satıcı sizi vazgeçirmeye çalışacak, yada sorunları sıralamaya başlayacaktır.

Tabii ekspertiz raporunda özellikle yaşlı araçlarda boya vb var diye vazgeçmeniz de doğru olmayacaktır. Araç temiz ise bir kaç boya yüzünden araçtan vazgeçmeyin. Satıcı ile pazarlık masasına oturup fiyatta bir indirime gidip yine aracı alın. (Tabii diğer maddelerin sonucunda da sorunları yoksa. Her yerinden bir sorun çıkıyorsa uzak durun)

5) Filo Araçları:

Filo araçlarının hepsi kötü müdür? Hayır! Fakat büyük bir çoğunluğu kötüdür. Filo çıkması araçlarda özellikle günlük kiralık araçların pek de iyi olmayacağını söyle bilirim. Fakat şunu da net bir şekilde söyleyebilirim ki özellikle büyük firmaların üst düzey yöneticilerine verilen premium araçlarda büyük bir fırsat olabilir. Çünkü bu tür yönetici araçları düzenli yıkanan, tüm bakımları yapılan ve genelde çok kilometre yapmamış olan araçlardır. Bu gibi fırsatları bulursanız da kaçırmayın.

6) Gözünüzü Kullanın:

Bu ne demek ya diye düşünebilirsiniz hemen açıklayayım. Arabayı almak için başına gittiğinizde mutlaka yanınızda bir arkadaşınız veya ailenizden biri de olsun. O satıcı ile muhabbet edip havadan sudan konuşurken ya da pazarlık yaparken sizde öncelikle arabaya bir oturun. Arabayı çalıştırın ilk marşta çalışıyor mu?, rölantide hemen su kaynatıyor mu? sağından solundan yağ, su, yakı vb akıyor mu bakın. Daha sonra direksiyon ve vites çubuğunun oraları kilometreden emin olmak ve bakımlı kullanılmış mı kullanılmamış mı anlamak için kontrol edin. Arabanın kaputunu açıp parçalarda ezik, çizik var mı bakın. Motorun yağına bakın. Özellikle motor yağı aracın bakımı konusunda size iyi bir fikir sunacaktır. Yağ kötü halde ise hem motor yıpranmıştır hem de yağ gibi temel bir bakımı bile yapmayan bir insanın diğer bakımları yapması da pek mümkün değildir.
Bunun dışında arabanın etrafında bir tur atın ve size söylenmeyen bir çizik, ezik var mı bakın. Lastiklerin durumuna bakın. İlk bakışta anlamak mümkün olmasa da ekspertize gitmeden arabanın altına eğilip orada ki parçalara bakın. Eğer şasiyeveya direklere yakın yerlerde çok yamuk düzeltilmişe benzeyen parçalara var ise şüphelenmeye başlayın. 

Bunun yanı sıra satıcı sizi arabaya çok yaklaştırmıyorsa, siz gittiğinizde araba çalışır halde ise, çalışmıyorsa da koltuğuna geçip çalıştırmanıza izin vermiyorsa yine şüphe duyabilirsiniz. 

7) Fiyat:

Hemen fiyatı kabul etmeyin. Türk halkı olarak hepimiz pazarlığı severiz. Bu nedenle az da olsa çok da olsa pazarlık edin, bunun yanında diğer ilanlara bakıp fiyat karşılaştırması yapın. 


Şimdi bu kadar maddeye bakıp "kimseye güvenmeyelim mi?" diye düşünebilirsiniz. Benim burada dediğim kesinlikle insanlara güvenmeyin, herkes dolandırıcıdır vb değil. Hatta tam aksine işini fazlası ile severek yapan binlerce insan var. Fakat size olur da "çürük yumurta" denk gelirse bu sefer bu işini severek hakkıyla yapan insanlara da şüpheyle yaklaşırsınız. Benim yazım boyunca satıcıya pek de güvenmeyip ekspertiz yaptırın dememin sebebi bu. Zaten işini hakkıyla yapan hiç kimse sizin bu teklifinize darılmayacak, alınmayacaktır. :)

Devamını Oku

Röportaj #10: Morduslerkitapligi.com

Bu haftaki röportajımı da Morduslerkitapligi.com blogunun yazarı Gizem Araz ile yaptım :) . Verdiği cevaplardan dolayı kendisine teşekkür ederim.


Blog Yazmaya Nasıl Başladınız?


Kendimi bildim bileli kitap okumayı çok severim. Okuduğum kitaplar hakkında konuşup fikir paylaşımı yapacağım kişiler arıyordum. Ne yazık ki çevremde kitap okuyan insan sayısı çok azdı. Bundan dolayı sosyal medya platformlarına yönelmiştim. Kitap yorumları paylaşan blogları keşfedince neden ben de blog açıp düşüncelerimi yazmıyorum diye düşündüm ve bloğumu açmaya karar verdim. İlk zamanlarımda sadece kitaplar üzerine yazılar paylaşıyordum fakat şuan çeşitli konulara yer vermeye çalışıyorum. 😊

Herkese Blog Yazmayı Önerir Misiniz?


Herkese öneremem açıkçası. Neden diye soracak olursanız, blog yazmak göründüğü kadar kolay bir şey değil. Yazıların hazırlık aşaması, duyguları yazıya dökebilmek keyifli olduğu kadar da zorlayıcı aşamalar. Bunun yanında birazda sadakat gerektiriyor. Bir heves ile başlayıp en ufak bir sorunda bırakılacak bir iş değil bence. 😊

Blog Yazarken Karşılaştığınız Sorunlar Nelerdi?


Teknik konular dışında bir sorunla karşılaşmadım çok şükür ki. Birkaç kez taslak yazımın silindiği oldu. O kadar emek bir anda gittiği için üzücü bir şey ama telafi edilemeyecek bir durum olmadığı için sorun demek istemiyorum. 😊

Çevrenizde Başka Blog Yazan Var Mı?


Elbette var. Blog açma düşüncesi olan bir arkadaşım ile fikir ve deneyimlerimi paylaşarak onunda aramıza katılmasına yardımcı oldum.  Bloğum sayesinde çok güzel dostluklar da edindim. Bu açıdan blog benim için çok kıymetli.😊

Yazılarınızı Yazarken Dikkat Ettiklerinizden ve Hazırlığınızdan Kısaca Bahseder Misiniz?


Bu noktada kendi beklentilerimi göz önünde bulunduruyorum açıkçası. Örneğin samimi bir dille yazılan yazıları daha çok sevdiğim için kendim yazarken de üslubumun samimi olmasına dikkat ediyorum. Çoğunlukla kitap, dizi ve film yorumu yazdığım için yazımı hazırlarken spoiler olacak nitelikte bilgiler vermemeye dikkat ediyorum.

Hazırlık olarak kitabımı okuduktan, dizi ya da filmi izledikten sonra biraz araştırma yapıyorum. Haklarında neler yazılmış, neler paylaşılmış. Benim kaçırdığım noktalar var mı kontrol ediyorum. Görsellerle desteklemeyi de sevdiğim için fotoğraf,gif, video araştırması yapıyorum. Bunları tamamladıktan sonra yazmaya başlıyorum. 😊



Gizem Araz'a verdiği cevaplardan dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum. Sizde Röportaj vermek isterseniz Buradaki formu kolaylıkla doldurup bana yollayabilirsiniz. Yazınız yayınlandığında sizi e-posta ile bildireceğim :)
Devamını Oku

Blogger'in Olumlu ve Olumsuz Yanları

   Bu blogum ile 2.5 yıldır bundan önceki blogumda da yaklaşık 1 yıl Blogger kullandım. Yani toplam da 3.5 yıldır aktif olarak Blogger kullanıyorum.  Bu nedenle de artık Blogger konusunda "tecrübeli" sayılabilecek bir kişiyim. En azından kullanımım sırasında başıma gelenlerden, deneyimlerimden, kolay ya da zor olarak yapabildiklerimden, hiç yapamadıklarımdan yola çıkarak az-çok bir fikir sunabileceğimi düşünüyorum. Bu nedenle de özellikle yeni bir blog açacak olan ve Wordpress mi yoksa Blogger mi seçsem diye düşünen arkadaşlara ufak bir fikir olması açısından bu yazıyı yazıyorum.

Olumlu Yanları:

Öncelikle olumlu yanlarından başlayacak olursak bir çok madde sayabilirim. Bunların başında da Google desteğine sahip bir sunucuda barınan bir siteye tamamen ücretsiz olarak sahip olmanız gerekir. Alacağınız ucuz sunuculara, WordPress hosting diye satılan bir çok sunucuya göre çok daha hızlı, asla zamanla yavaşlamayan, acaba erişim sorunu olacak mı diye düşünmeden gönül rahatlığı ile bulabiliyorsunuz Bunların yanında;
  1. Kullanımı kolay olması.
  2. Gereksiz özellikler olmadığından hızlıca alışabilmeniz.
  3. Yazı editörü, sayfa editörü gibi alanların gayet kullanışlı olması.
  4. Temalarınızı kolaylıkla düzenleyebilmeniz.
  5. Google desteğine sahip olması.
  6. Tamamen ücretsiz olması.
  7. Sınırlarınızın "sınırsız" sayılabilecek kadar  bol olması.
  8. Bir kaç tık ile sitenize Google Adsense'i ekleyerek kolaylıkla para kazanmaya başlayabilmeniz.
  9. Sitenizde hiç bir şekilde reklam göstermemesi.
  10. Alan adının diğer ücretsiz hizmetlere göre daha prestijli durması.
  11. Hiç bir kodlama vb bilemeseniz bile kolaylıkla blog açıp kullanmaya başlayabilecek olmanız.
  12. Teknik bilgi gerektirmemesi.
  13. Sunucu hakkındaki bilgiler ile, ftp ile uğraşmanıza gerek kalmaması.
  14. Alan adı alırsanız ücretsiz ssl sertifikası vermesi.

Olumsuz Yanları:

Tabii ki olumsuz yanları da yok değil. Bunlarda;
  1. Uzun yıllardır aynı kalması ve çok büyük yenilikler sunulmaması.
  2. Eklenti sisteminin çok basit olması.
  3. WordPress kadar tema seçeneğinin bulunmaması (Tabii kendi istediğiniz gibi bir tema bulduysanız bu maddenin bir önemi kalmıyor. )
  4. WordPress kadar çok seo aracı olmaması. Yazılarınızda istediğiniz kadar çok ayarlama yapamamanız. 

WordPress İle Görsel Karşılaştırma:

WordPress ile karşılaştırmasam olmazdı. Fakat bunu her yerde okuduğunuz gibi uzun uzun yazılar ile değil daha çok  örnek görseller ile yapacağım. Böylelikle hangisini daha kolay kullanabileceğinizi, hangisinin daha çok hoşunuza gideceğini siz seçmiş olursunuz :)

Yazı Alanı:
Blogger:                                                                     


WordPress:


Yazı Seçenekleri:
Blogger:


WordPress:


Eklenti Sistemi:
Blogger:


WordPress:
WordPress'de resimlere sığmayacak aklınıza gelebilecek bir çok eklenti bulunmakta. Bu nedenle tüm eklentilere Buradan bakabilirsiniz.


Devamını Oku

Windows Kurduktan Sonra Yapılacaklar

Windows en çok kullanılan işletim sistemlerinin başında geliyor. Windows sürümleri içinde de en güncel sürüm olan Windows 10 şu anda en çok kullanılan işletim sistemi. Bu yüzden bende Windows 10 kurduktan sonra neler yapılması gerektiğini kısaca anlatmaya çalışacağım.

1)Güncellemeleri Denetleyin ve Yükleyin:

Windows 10 kurduktan sonra yapacağınız ilk işlem kesinlikle güncellemeleri kontrol edip varsa yüklemek olsun. Aksi halde kendi istediği zaman yükleyecek ve boş bulduğu anda yeniden başlatarak sizi sinir edecektir. Bu nedenle kurulum biter bitmez hiç kullanmaya başlamadan kendi elinizle güncellemeleri kurup kendiniz yeniden başlatın.

2)Sürücleri Kurun veya Güncelleyin:

Bilgisayarınıza ait drivlerin bir kısmı Windows tarafından kurulsa da bunlar genelde en güncel sürücüler olmaz ve sürücüler ile birlikte gelen ek yazılımlarda kurulmaz. Bu nedenle özellikle ekran kartı ve ses kartınızın sürücülerini bilgisayarınız veya anakartınızın üreticisinin sitesinden indirip kurun. Böylelikle hem gözle görülür bir performans artışı sağlamış olursunuz hem de varsa üreticinin sizin için sunduğu özel yazılımlardan faydalanabilirsiniz. Bunların yanında eğer kurulu değilse chipset drvierini, ışıklı vb bir laptopunuz varsa bunların sürücüsünü kurmanız da önemli. Aksi halde bazı portlarınız düzgün çalışmayabilir veya tam perfomansı ile kullanılamayabilir.

Bunların tümünü güncellemek için de Driver Pack Solution (Reklam değildir sadece tavsiyedir. Benzer programları da kullanabilirsiniz. En çok tercih edilen bu olduğu için bunu yazdım) gibi programları kullanabilirsiniz. Böylelikle tek tek uğraşmadan tüm sürücülerinizi tek seferde kurabilirsiniz.

3)Güncellemeleri Elinize Alın:

A. Etkin saatleri değiştirin:
 Bunun için Ayarlar> Güncelleştirme ve güvenlik sekmesine gelip "Etkin Saatler"i tıklatın. Bundan sonra bilgisayarınızı aktif olarak kullandığınız zaman aralığını seçin. Bu saatlerde Windows güncellemeleri erteleyecek ve hem indirip kurarken bilgisayarınız yavaşlamayacak hem de aniden yeniden başlayıp işlemlerinizi yarıda kesmeyecektir.



B. Gelişmiş Seçenekleri Ayarlayın:

Bunun içinde yine Ayarlar> Güncelleştirme ve Güvenlik > Gelişmiş Seçeneklere gelin.
Burada ilk seçeneği açarsanız Microsoft'un sunduğu diğer yazılımların (Office, Visual Studio vb) güncellemlerini almaya başlarsınız. Sınırlı bir internete sahipseniz veya bir de onların inmesi ile uğraşmak istemiyorsanız kapatabilirsiniz. İkinci seçenek de yine mobil hatlar üzerinden internet ile bağlanıyorsanız fatura süprizi ile karşılaşmamanız için kapatmanız gereken bir seçenek. Son seçenek ise her halükarda açmanız gereken bir seçenek. Bu seçenek açık olursa bilgisayarınız yeniden başlatılacakken size birden fazla bildiririm göndererek uyarıyor ve bu sayede isterseniz erteleme şansınız oluyor.

4) Temanızı Seçin:

Windows artık koyu ve açık olmak üzere size iki çeşit tema seçme hakkı sunuyor. İlk kurduğunuzda varsayılan olarak açık tema geliyor ve özellikle yeni kullanıcılar koyu temayı bulmakta zorlanıyor bunun için Ayarlar > Kişileştirmeye gelin. Burada açılan pencerenin sol tarafından "renkler" adlı sekmeyi seçin açılan sayfayı en aşağıya indirince koyu ve açık olmak üzere iki seçeneği de göreceksiniz.  Yine buradan sisteminize genel olarak hakim olacak renk tonunu da seçebilirsiniz :) 

5) Antivirüs Kurun:

Özellikle yeni format attığınız için sürekli yeni programlar kuracağınız ilk günlerde antivirüs kurmanız çok önemli. İndirdiğiniz dosyalarda virüs olmadığından emin olmak ve bilgisayarınızın ilk günden yeniden format gerektirecek bir hale gelmeyeceğinden emin olmak için antivirüs programı kurun. Daha sonrasında da antivürs kullanmaya devam etmenizi öneririm fakat bilgisayarınızı fazla yavaşlatıyorsa ilk kurulum aşaması bittikten sonra kaldırabilirsiniz. Bu aşamada da para verip bir antivirüs almanıza gerek yok Avast Free Antivirüs gibi ücretsiz bir seçenek kullanabilir veya Kaspersky, Bitdefender ikilisinden birinin 30 günlük deneme sürümünü kurarak da işinizi görebilirsiniz. 




Windows gittikçe gelişmeye devam ediyor ve size artık pek de yapacak bir şey bırakmıyor. Bu 4 aşamayı yaptıktan sonra başka düşünmeniz gereken bir şey kalmadan Windows'un tadını çıkarabilirsiniz. Burada size önerim 3 ve 4. aşama biraz kişileştirmeden ibaret olduğu için atlanabilir olsa da ilk iki aşamayı ve son aşamayı yapmayı kesinlikle unutmayın.

 

Devamını Oku

OpenSUSE Leap 15 İnceleme

Debian tabanlı sistemlerden uzaklaşıp biraz da farklı bir tat arayanların başvurdukları işletim sistemlerinin başında olan OpenSUSE bugün ki test konuğum olarak bilgisayarımda. OpenSuse bağımsız altyapısı, istediğinizi sunması ile bir çok kullanıcının tercihi. Gerek yeni başlayacak bir kullanıcı için gerekse de profesyonel diyebileceğimiz kullanıcılar için istenileni sunması ile öne çıkıyor ki bu bağlamda hedeflerini de gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz.

Arayüz:

OpenSuse'yi ister Gnome, ister KDE, ister  ile kullanabilirsiniz. Fakat OpenSUSE denilince akla ilk olarak Kde geldiği için ben kde ortamında incelememi gerçekleştirdim. Arayüz konusunda da Kde ortamına yatkın insanlar için zaten farklı bir durum yok. Yeni başlayanların ise Kde'ye ve OpenSUSE'ye kolaylıkla alışabileceğini söyleyebilirim.  

Bunun yanında sadece genel arayüze değil sistemin genel kullanımına da alışmanızın çok uzun zaman almayacağını, özellikle herhangi bir dağıtımı daha önce kullandıysanız hemen uyum sağlayacağınızı söyleyebilirim. 

Özelleştirme:

Özelleştirme konusunda Kde'nin size sunduğu geniş imkanların hepsine sahipsiniz. İstediğiniz yere paneller ekleyebilir, bu panelleri istediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz. Bunun yanı sıra tabii ki ikon paketlerini değiştirebilir, yazı tiplerini düzenleyebilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse özelleştirmek isteyeceğiniz tüm seçeneklere sahipsiniz.

Yüklü Gelen Uygulamalar:

Bu konuda da yeteri kadar programı bize sunan OpenSUSE office paketlerini, internet tarayıcısını, multimedya araçlarını kurulu olarak bize sunuyor. Bunların yanında ufak tefek oyunlar, işinize yarayacak bir çok ufak araçta sistemde kurulu olarak geliyor. Karşılaşılan olumsuzluklar bölümünde belirtiğim yavaş kurulmasını da böylece telafi etmiş oluyor. 

Sürücü Desteği:

Diğer dağıtımlarda olduğu gibi OpenSUSE'de de sürücüler konusunda hiç bir sıkıntı yaşamıyorsunuz. Hepsi sorunsuz bir kaç tık ile kurulabiliyor.  Yani bu konuda bir sıkıntınızın olmasına gerek yok  tüm sürücülerinizi kolaylıkla kurabilir ve kullanabilirsiniz. 

 YaST:

Belki de OpenSUSE'yi bu kadar özel kılan en önemli özelliklerinden biri de YaST'tır. Sistem ile ilgili tüm ayarları yapabileceğiniz, sisteminiz hakkında bilgi edinebileceğiniz, tüm kullanıcı hesaplarını düzenleyebileceğiniz kısaca aklınıza gelen- gelmeyen tüm ayarları bulabileceğiniz bir  uygulama. Sistemin ne kadar acemisi olursanız olun YaST'ı biraz kurcalayarak tüm ayarlarınızı özelleştirebilir ve kısa sürede OpenSUSE'ye alışabilirsiniz. 

Karşılaştığım Olumsuzluklar:

  1. Kurulum sırasında Türkçe'ye çevirmede bir kaç sorun var. Kurulumu etkilemese de yinede bunca yıldır aktif olan bir sistemde bu tür sorunlar insanın gözüne batıyor.
  2. Kurulumu diğer dağıtımlara göre nispeten yavaş.Fakat bu yavaşlık devasa boyutta değil.
  3. Yast'da bir kaç yerinde çeviri sorunu. 

Devamını Oku

Virüslerden Nasıl Korunuruz?

Bilgisayar virüslerinin yada farklı bir adla kötü amaçlı yazılımların adları ve türleri değişse de temelde bizim bilgilerimizi çalmak ve bilgisayarımızı kullanılmaz hale getirmek yatıyor. Keylogger ile klavye hareketlerimizi kopyalamaktan, fidye yazılımları ile bilgisayarımızı kitleyip bizden fidye istemeye kadar bir çok yol denenebiliyor. Fakat temelde çoğu aynı mantıkla çalışıyor ve aynı şekilde çoğalıyor. Bu nedenle bazı temel önlemleri alarak bu kötü amaçlı yazılımlara yakalanma ihtimalimizi oldukça düşürebiliriz. Şimdi yapabileceklerimize geçelim;

  1. İşletim sisteminizin güncellemelerini her zaman yükleyin. Özellikle güvenlik güncellemelerini kesinlikle atlamayın.
  2. İyi bir antivirüs kullanın. Antivirüsler çoğu zaman yeni virüsleri veri havuzlarına daha önce işlerler böylelikle işletim sisteminiz yamalana kadar güvende olabilirsiniz.
  3. Arkadaşınızdan da gelse bilmediğiniz linklerden uzak durun. Aman bunun attığı linkten ne olacak demeyin, der de tıklarsanız da gittiğiniz sitede asla kredi kartı bilgisi, sosyal medya hesaplarınız şifresi gibi bilgileri paylaşmayınız.
  4. E-postanıza veya smsinize gelen mesajlardaki linklere tıklamayın, numaraları aramayın. Özellikle para kazandınız, adınıza sahte işler yapıldı gibi mesajların artık yalan olduğunu benimseyin ve asla bu tür mesajları dikkate almayın.
  5. Kullandığınız programları güncel tutun. Çoğu zaman kullandığımız programları güncellememek bize en büyük tehdit olur.
  6. Bilmediğiniz sitelerden uzak durun. Bilmediğiniz sitelerden crack vb gibi yazılımlar indirip bunları kurmayın. Bu tür yazılımlarda en iyi ihtimal ile bilgisayarınıza onlarca reklam yazılımı kuracak ve bilgisayar kullanımınızı kabusa çevirecektir.
Yukarıda ki temel 6 maddeye dikkat etmek sizi çoğu zaman için korunaklı bir duruma getirir. Özellikle bilmediğiniz linklere tıklamaz, bilmediğiniz dosyaları indirmezseniz (tabii arkadaşınızdan aldığınız usb bellekde de virüs olabilir) virüslerden büyük ölçüde kurtulmuş olursunuz. Arkadaşınızdan usb alma gibi durumlarda da Antivirüs kullanmanız en büyük yardımcınız olacaktır. 
Devamını Oku

Röportaj #9: Ruhunarenkkat.com

Bu haftadaki röportajımı da Ruhunarenkkat.com blogunun yazarı Kübra Coşkun ile yaptım. Verdiği cevaplar için bir kez daha teşekkür ediyorum :).


Blog Yazmaya Nasıl Başladınız?

Özellikle lise dönemlerinden beri yazmak konusunda çok istekliydim. Birkaç blog denemem olmuş ama devam ettirememiştim. Onun yerine hep defterlere, not kağıtlarına yazdım bir süre. Üzerinden yıllar geçti, içimdekileri yazma ve birileriyle paylaşma isteğim sebebiyle de Ruhunarenkkat'ı açtım. 2 senedir de ilk günkü gibi yazıyorum.😊


Herkese Blog Yazmayı Önerir Misiniz?

Herkese önermem. Çünkü yazmak gerçekten istek gerektiren bir şey... Bazılarını görüyorum bir hevesle blog yazmaya başlıyorlar, sıkılınca veya bir getirisi bir okuyanı olmadıklarında kısacık süre içinde silinip gidiyorlar. Bu yüzden blog yazarı olmaktan zevk alan, mutluluk duyan ve yazmayı hevesten çok bir tutku olarak görenler yazmalı bence...


Blog Yazarken Karşılaştığınız Sorunlar Nelerdi?

Açıkçası çok bir sorun yaşamadım. Biraz teknik gerektiren konular zorladı diyebilirim. Ama yazarken minik hatalar dışında pek bir şey olmadı, kendi kendime düzelterek öğrendim. Bu açıdan da iyi bir deneyimdi.👍


Çevrenizde Başka Blog Yazan Var Mı? 

Çok var.😊 Hatta birkaçı yakın çevremden... Bazılarını da blog açmaları için bizzat ben teşvik ettim. Bu sayede daha iyi dostluklar kuruluyor, olan dostluklar pekişiyor, fikir alışverişi yapabiliyoruz ve ufacık bir faydamız dokunsa bile bunlar bizim gözümüzde büyük mutluluklar.😍 En azından benim için böyle.

Yazılarınızı Yazarken Dikkat Ettiklerinizden ve Hazırlığınızdan Kısaca Bahseder Misiniz?


Samimi bir dil kullanıyorum. Bu yüzden denediğim, tecrübe ettiğim veya fikir sahibi olduğum her konu hakkında bir arkadaşıma anlatıyormuş gibi yazmaya özen gösteriyorum. Düz bir makale tarzından kaçınıyorum. Yazarken anlatımıma, yazı öncesinde de konu başlığımla alakalı fotoğraf ve alıntıların önümde hazır bir şekilde bulunmasına dikkat ediyorum. Gerisi de biraz ilham, biraz da müziğin işi. Hepsi bir araya geldiğinde de kolayca renkli yazılar ortaya çıkarıyorum. 😊



Kübra Coşkun'a verdiği cevaplardan dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum. Sizde Röportaj vermek isterseniz Buradaki formu kolaylıkla doldurup bana yollayabilirsiniz. Yazınız yayınlandığında sizi e-posta ile bildireceğim :)

Devamını Oku

Bu Günlerde Sıkça Duyduğumuz Eğitim Türü Olan Montessori Nedir?

Geleneksel olarak tabir ettiğimiz; öğretmenin baskı kurduğu, sorgulama ve problem çözme fırsatı pek sunmadığı ve tek taraflı akışta ilerleyen eğitim tarzına karşı olarak doğduğunu söyleyebileceğimiz montessori eğitimi, çocuğunun geleceği konusunda sorumluluk duyan bilinçli ailelerin bir numaralı gündem konusu. Fakat son yıllarda artan montessori tarzı eğitim veren kuruluşlar, bu türün geniş kitleler tarafından da bilinmesinde önemli rol oynadı. Artık çoğu aile bu eğitim tarzını araştırıyor, montessori etkinliklerine göz atıyor ve çocuklarına montessori oyuncakları almayı ihmal etmiyor. Hal böyle olunca içinde montessori kelimesi geçen her şeye de gizliden gizliye zam geliyor :) Ama şu da bir gerçektir ki tam gelişim dönemlerinde montessori tarzı eğitim almış çocuklar, gelecekte de psikolojisi düzgün bireyler haline geliyorlar ve başarılı işler gerçekleştiriyorlar.


Peki montessori nedir? Nasıl uygulanır? Gelin sizlere açıklayalım.


Montessori, 19 yüzyılda İtalya’da yaşamış ve ülkenin ilk kadın doktorlarından biri olmuş olan Maria Montessori tarafından keşfediliyor. Eğitim modelinin adı da aslında buradan geliyor. Araştırmalarında “eğitimde çocuktan hareket” akımını benimseyen Montessori, bu araştırmasıyla çok kısa sürede popüler doktorlardan biri haline gelmiş ve bu felsefeyi günümüze kadar taşımış.

Montessori’nin savunduğu en önemli konu, öğretmenlerin öğrenciler üzerinde sadece bir rehber olmasıdır. Yani onları baskıyla yönlendirmemeleri ve özgür bırakmaları gerektiğini söylüyor. 

Geleneksel eğitimdeki öğrencinin sadece dinleyici modda olması, çok fazla söz hakkı olmaması, sorgulamasının engellenmesi gibi durumlar, montessori modelinde tamamen aşılıyor. Montessori’de öğrenciler daima soru sorar, merak eder, araştırır ve keşfeder. Düzenlenen çocuk etkinliklerinde de bu method izlenir. Çocuklar asla “hadi kalk bakalım şimdi oyun oyna” cümlelerine maruz kalmaz.

Montessori methodunu aslında hayatımızın her alanında görmek ve uygulamak mümkün. Ama genel olarak baktığımızda montessori, daha yaygın olarak eğitim kuruluşlarında ve oyuncaklarda karşımıza çıkıyor. 

Artık günümüzde montessori felsefesini özümseyerek eğitim veren çok sayıda eğitim kuruluşları ortaya çıkmaya başladı. Çocuklarınızın bu eğitim kuruluşlarında eğitim almasını sağlayarak onların geleceğine önemli katkılarda bulunabilirsiniz.

Montessori eğitimine ek olarak, artık çoğu oyuncak mağazasında bulabileceğiniz montessori methoduyla çocukları etkileyen oyuncakları da tercih edebilirsiniz. Bu oyuncaklar da tıpkı eğitimlerde olduğu gibi çocuğun kendisini sorgulamasını, keşfetmesini ve üretmesini sağlıyor.

Devamını Oku

Wd My Passport İnceleme

Ortalama olarak üç aydır kullandığım Wd My Passport 1Tb modelinin incelemesini sizinle paylaşıp, deneyimlerimi size de aktarmak istedim. Özellikle benim gibi ufak tefek oyun, film, müzik yedeklerini almak ve biraz da olsun kaliteli ve güvenli bir disk kullanmak isteyenler için en iyi seçeneklerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

1-Tasarım:

 Tasarım göreceli bir kavram olsa da gayet parlak yapısı ve oldukça çeşitli renk seçenekleri ile herkesin hoşuna gidecek bir tasarıma sahip. 2.5 İnçlik boyutu, zarif yapısı ve inceliği ile ürün elinize aldığınızda kendini hem pahalı hissettiriyor hem de sağlamlık hissini sizde uyandırıyor. Burada tek sorunu ise parlak yapısından kaynaklı kayganlığı, ürün elinizde çok dikkatli tutmazsanız kayabiliyor. Bu da kısa süreli bir paniğe yol açmıyor değil :)

2- Kutu İçeriği ve Garantisi:

Kutu içeriği olabildiğince kısıtlı tasarlanmış. Kullanım kılavuzu, ürünün kendisi ve kablosu bir adet de garanti belgesi çıkıyor. Bazı ürünlerde olduğu gibi bir taşıma kılıfı vb bulunmuyor. Bunun yanında bize 2 yıllık bir garanti sunuyor. Benim 3 aylık kullanımım da hiç bir sorun çıkarmadığını da ekleyeyim. 

3- Performans, Isı ve Ses:

Dosya okuma ve yazmada minumum 89.9, maxmimum 116.2  Mb'ları gördü ortalama da ise 112mb ile okuma/ yazma yaptı. 5400 Rpm'lik diskler içinde ortalama hatta ortalamanın biraz da üstünde bir performans verdiği söylemek mümkün bu değerlere bakınca. Isı konusunda ise disk ısınmıyor gerek testlerimde gerekse de günlük kullanımım sonucunda 30-34 derece civarlarında dolaşıyor. Bunun da bu tür diskler için ortalama bir değer olduğunu belirtelim. Ses konusunda ise özelikle sessiz bir ortamda çalışıyorsanız ses biraz duyuluyor. Hafif de tiz olan okuma sesi sessiz ortamlarda biraz rahatsız edebiliyor. Fakat okulda, işte ya da televizyon vb açıkken bu sesi duymanız neredeyse imkansız. 

4- Yanında Gelen Uygulamalar:

A-Wd Discovery:

Bu uygulama ile diskinizin ve diğer uygulamların güncellemelerini denetleyebilir, diskiniz hakkında temel bilgilere ulaşabilir ve Wd'nin kampanyalarını görüntüleyebilirsiniz.

B- Wd Backup:

Adından da anlayabileceğiniz gibi bu uygulama ile yedeklerinizi alabilirsiniz. İşini gayet iyi yaptığını da belirteyim.

C- Wd Security:

Diskimizin şifreleme özelliği bulunduğundan bu uygulama ile diskinize şifre koyabiliyorsunuz. Böylelikle birisi diskinizi sizden izinsiz alsa bile hiç bir veriye ulaşamıyor.

D-Wd Drive Utilities:

Diskiniz ile her türlü işlemi bu uygulama üzerinden yapabiliyorsunuz. Diskinizin sağlık durumunu, Smart değerlerini kontrol edebilir. İsterseniz bu uygulama üzerinden sıfırlayabilirsiniz.

Fiyat:

Fiyat olarak şu anda 260-320 tl arasında fiyatlarının değiştiğini söyleyebilirim. Fakat değişen kurlar ve gelen zamlar nedeni ile siz bu yazıyı okuduğunuzda fiyatı yükselmiş veya düşmüş olabilir.



Devamını Oku

Deepin Os 15.6 İnceleme

Deepin Os'un yeni sürümü 15.6 bir kaç gün önce yayınlandı. Ben de 15.5 yazımın çok okunması ve Deepin Os'un popülaritesinin gittikçe artmasından dolayı yeni sürümü de inceleme kararı aldım. Yeni sürüm bir çok yeni özellikle beraber gelmiş ve eksiklikleri büyük ölçüde gidermiş hadi bunlara beraber bakalım;


1- Yeni Karşılama Ekranı:

Yepyeni bir karşılama ekranı bizlere sunulmuş. Bu karşılama ekranı ile ilk başta özelleştirmelerimizi hızlıca yapabiliyor ve almak istediğimiz temel bilgileri hızlıca edinebiliyoruz. Özellikle ilk defa Deepin Os kullanacaklar için büyük bir yenilik ve kolaylık sağlamış. Sistemi ilk kurduğunuzda da size hangi masaüstü kipini kullanmak isteidğinizden hangi simge paketini kullanmak istediğinize kadar sorarak ilk kullanıma hazırlıyor.


2- Yüklü Gelen Uygulamalar ve Mağaza:

Deepin Os yüklü gelen uygulamalar konusunda bizleri sevindirmeye ve mağazasındaki onlarca yararlı uygulama ile bizleri sevindirmeye devam ediyor. Tarayıcı olarak Chrome, Office olarak Wps, kullanılmaya devam ediyor. Bunların yanında Deepin'e özel disk yazma, ekran görüntüsü alma, çizim, müzik vb uygulamaları da hala bulunuyor. Bunlar da diğer dağıtımlara göre kullanımı oldukça kolaylaştırıyor. Özellikle acemi kullanıcılar ve işletim sistemi ile çok uğraşmak istemeyen kullanıcılar için biçilmiş bir kaftan haline getiriyor Deepin'i. Bunların yanında Spotify, Skype vb uygulamalarda tabii ki hala bulunuyor. 


3- Ayarlar Bölümünün Güncellenmesi:

Ayarlar bölümü elden geçirilmiş ve çok daha kullanışlı bir hale getirilmiş. Eskisinin kullanım kolaylığı korunurken bu görsel olarak da, işlevsel olarak da artırılmış. Ayarlardaki menüler arasında daha kolay geçiş sağlanmış böylelikle ulaşmak istediğinize çok daha az çaba ile ulaşa biliyorsunuz.


4- Yepyeni Bir Menü:

Kullanması oldukça basit, gözümüzün aşina olduğu, görsel olarak insanı mutlu eden yepyeni bir menüye geçilmiş. Bu menü sayesinde özellikle yeni kullanıcılar kendilerini daha rahat hissedecek ve yabancılıkları daha kısa sürede geçecektir. Tabii ki eski hali ile kullanmak isteyenler de unutulmamış ve hangi hali ile kullanmak istediğinizin seçimi size bırakılmış. 
Yeni menü ile kolaylıkla arama yapabilir, tüm programlarınızı görüntüleyebilir, klasörlerinize kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Burada beğenmeyeceğiniz tek yanın tarihin de burada olması olabilir. Tarihi görüntülemek için kimse bir menüye girmek istemez.


5- Genel Özellikleri:

Bunların yanında tabii ki Deepin'in önceki sürümlerinden beri bulunan özelliklerine de değinmezsek olmaz. Deepin diğer dağıtımlardan çok farklı duran bir teması ile, son kullanıcıyı en kolay şekilde kulalanabileceği ortamı bize sunuyor. Rahat kullanımı, kolay alışılması, bir çok uygulamanın kurulu olarak gelip bize sorun yaratmaması, mağazasının çok gelişmiş olması da onu özel kılıyor. Deepin özellikle Linux'e yeni başlamak isteyenler için en iyi tetcihlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Debian tabanlı olması da program ve sürücü konusunda sorun yaşamayacağımızı gösteriyor.


6- Sürücü Uyumluluğu:

Sürücü uyumluluğu konusunda Debian tabanlı olması nedeni ile bir sorun yaşamaycağınızı söyleyebilirim. Bunun yanında kendi sürücü yöneticisi ile en büyük sorun olan ekran kartına da Bumblebee'yi tek tıkla kurma imkanı vererek sizi en büyük zahmetten kurtarıyor. Tek tıkla Bumblebee kurarak Nvidia Optimus teknolojisine benzer bir yapıda çalışıyor. 

7- Kullanım Kılavuzu:

Özellikle Deepin'i ilk defa kullancaklar için muhteşem hazırlanmış Türkçe destekleyen kullanım kılavuzu sayesinde yapmak istediğiniz her şeyin nasıl yapılacağını öğrenebilir ve sisteme kolaylıkla adapte olabilirsiniz. 









Devamını Oku

Linux Mint 19 "Tara" Beta İnceleme

İlk olarak incelemeye geçmeden önce söyleyeyim bu daha çok yeniliklere baktığım bir yazı olacak. Eğer Linux Mint'in daha ayrıntılı bir incelemesini istiyorsanız onun için Linux Mint 18 İnceleme adlı yazımı okuyabilirsiniz. İncelemede kullandığım masaüstü ortamının da Cinnamon olduğunu da belirteyim :)

Yenilikler ve Temel Özellikler:

  1. Linux çekirdeğinin 4.15 sürümü kullanıldı.
  2. Libre office 6.0 sürümüne güncellendi.
  3. Cinnamon 3.8 kullanıldı.
  4. Nemo arama özelliği çok daha basit bir hale getirildi ve hızlandırıldı.
  5. Cinnamon bildirimleri düzenlendi. Bildirimleri isteğinize göre alt veya üstten gelecek şekilde ayarlama seçeneği eklendi. 
  6. Güncellenme yöneticisinde bir çok yenilik ve geliştirme yapıldı.
  7. Karşılama ekranı değiştirildi ve çok daha işlevsel bir hale getirildi.
  8. Yazılım mağazasında geliştirmeler yapıldı. Görsel iyileştirmeler eklendi.
  9. Artık tüm Linux Mint araçları GTK3 kullanıyor ve HiDPI desteğine sahip olacak.



Hakkında:

Linux Mint özellikle yeni kullanıcılar için tavsiye edilen bir işletim sistemi olarak bilinmekte. Kolay kullanımı, basit arayüzü, büyük bir desteğe sahip olması, Türkçe bir çok kaynak bulunabilmesi böyle bilinmesinin en büyük nedenlerinden biri. Benim de ilk Linux ile tanışmam Mint sayesinde olmuştu. Uzun yılların tecrübesi ile kullandığım zamanlarda hiç bir problem yaşamadan severek kullandığım sayılı dağıtımlardan biri idi. Bu başarısını da hala devam ettirmekte. Son sürüm olan  Linux Mint 19 "Tara" sürümü de 2023 yılına kadar desteklenecek ve güvenlik güncellemeleri düzenli olarak verilmeye devam edecek.  Yani uzun yıllar boyunca pek bir şey düşünmeden, kolaylıkla kullanılabilecek bir dağıtım arayalanlar için biçilmiş bir kaftan.

İnceleme:

İnceleme kısmına geçmeden belirteyim ki bu bir Beta sürüm. Yani final sürümde değişiklikler yapılmış olabilir, biraz sonra bahsedeceklerimden bazıları değişmiş olabilir. Fakat şunu da eklemeliyim ki bir beta sürüm olmasına rağmen hiç bir sorun yaşamadan kullanılabilecek kadar da kusursuz çalışıyor. Kullanırken asla beta sürüm olduğunu hissettirmiyor. 

Genel anlamda tabii ki 18.3'e göre çok büyük değişiklikler bulunmuyor. Sistemi ilk açtığınızda Linux Mint'in o alışılmış ortamı sizi karşılıyor ve "nereye geldik biz" gibi bir durum olmuyor. Daha önceden Linux Mint kullanmışsanız zaten gayet alışık olduğunuz bir alan sizi bekliyor. Bu nedenle yukarıda da belirtiğim gibi uzun uzun inceleme yazmayıp daha çok görseller ile farklılıkları göstereceğim bu yazımda. Bu nedenle bolca resim yüklüyorum yazı boyunca sağ taraftan bu resimlere bakabilirsiniz. Bir kere üstüne tıklayarak büyük boyutta görebilirsiniz :)

Yine de kısaca bahset gerekirse;
  1. Linux Mint'in kararlı yapısı beta sürüm olmasına rağmen aynı devam ediyor.
  2. Cinnamon'un yenilikleri ve perfomans artışı hissediliyor.
  3. Güncelleme yöneticisi çok daha geliştirilmiş ve TimeShift ile de çok daha güvenli hale getirilmiş.
  4. Libre Office'nin zaten son sürümü kullanılmış.
  5. Mağazasında  değişikliklere gidilmiş.

Devamını Oku

Reklamlar Neden Var?

Reklamlar, evet biliyorum reklamları sevmiyorsunuz doğruyu söylemek gerekirse bende sevmiyorum. Fakat biraz da biz içerik üreticileri açısından düşünürseniz sitelerimiz için hosting, domain gibi görünen zaman, elektrik, bilgisayar gibi de pek görünmeyen bir çok masrafımız oluyor. Bunları karşılamak için de ister istemez reklamlar almak durumunda kalıyoruz.

Tabii baştan söyleyeyim burada içerikten çok reklam koyan kişileri dahil etmiyorum. İçeriğe ulaşmak için sağdan soldan fırlayan reklamları pop-uplar vb ekleyenler konusunda hepimiz şikayetçiyiz. Ama yazı altında olur sitenin sol veya sağ tarafında ufacık bir banner olur bunları da mağrur görmeniz bizi çok mutlu eder. Bende dahil bir çok blog yazarı zaten maddi bir beklenti ile yazmıyor. Tek amacımız bir şeyler paylaşmak ama 3-5 kuruş da bir gelir elde etmek tabii ki herkesin hoşuna gider, bizim de gidiyor. Bu nedenle de reklamlara başvurmak zorunda kalıyoruz ki 3-5 kuruşu şaka veya örnek zannetmeyin gerçekten reklamlar kuruş kuruş veriyor. Öyle reklamlar ile zengin olduğumu filan sakın sakın düşünmeyin :)

Neyse lafı da çok uzatmayayım kısaca anlaşalım biz çok reklam koymayalım sizi rahatsız etmeyelim siz de bu reklamlara laf etmeyin :) (tabii sayfalarını baştan sona reklam dolduranlar hala bu konunun dışında )
Devamını Oku

Endless Os Oyun Testleri ve Genel Değerlendirme

Bir kaç gün önce yaptığım Endless Os İncelemesinde en kısa sürede oyun testlerini de yapacağımı söylemiştim. Bugün sonunda fırsat buldum ve az sayıda olsa da (Cs:Go ve Ets2) testlerini yaptım.

Oyun Testleri:


Oyun testlerinde yukarıda da dediğim gibi çok uzun zamanım olmadığı için sadece Cs:Go ve Ets2 ile yapabildim. Test ettiğim sistem i7 4700hq işlemciye, 12 Gb Rame ve Gtx850m ekran kartına sahip orta özellikte sayılabilecek bir laptop. İncelemelerin sonucunda Fps olarak Windows'dan ortalamada 4 fps daha fazla verdiğini söyleyebilirim. Fakat burada Windows'un hakkını yememem gereken bir nokta var ki o da Tearing sorunu sürekli olmasa da özellikle sistem ısınmaya başlayınca bariz bir şekilde belli olmaya başlayan Tearing sorunu oluşmaya başlıyor ve bu yırtılmalar ısı artıkça rahatsız edecek duruma geliyor. Fps düşmese de Tearing belli bir süreden sonra görünmeye başlıyor.  Windows'da böyle bir durum olmuyor. Bunun dışında ise söyleyecebileceğim başka bir problem yok. Test yaparken ortalama 1.5 - 2 saatin sonunda Tearing olmaya başladı yani sistemi serin tutar veya oyun seansınızın süresini abartmazsanız bu tür bir problemle karşılaşmayacağınızı söyleyebilirim. Bu arada şunu da söyleyebilirim ki farklı sürücülerle denesem de bu sorunu çözüme kavuşturamadım. Hatta kendi kurduğu sürücü dışında farklı bir sürücü ile deneyince durumun daha da kötüleştiğini söyleyebilirim. 
Yani kısaca bir özet geçmek gerekirse eğer oynadığınız oyun Linux desteğine sahip ise hiç düşünmeden bu dağıtımı kurabilir ve oyununuzu oynayabilirsiniz. Windows'la yaşadığınız deneyimden de farklı bir deneyim elde etmezsiniz. Tüm oyunları Full Hd'de en yüksek ayarlarında oynadığım halde 2 saat sonunda ki Tearing'leri saymazsak bir sorun ile karşılaşmadım. Zaten Tearing'ler de garip olarak Cs:Go'da değil Ets2'de arttı ve 2 saatin sonunda biraz da olsa rahatsız etmeye başladı. Bu da zaten çok büyük bir problem değil bi 5 dk ara verip biraz soğumasını beklerseniz sorun kalkıyor ve en az 1 saat daha sorunsuz oynayabiliyorsunuz.  Tabii oynadığınızın oyunun Linux desteği yoksa pek bir şansınız kalmıyor. Bu arada bu kısmı bitirmeden söyleyeyim oyunları Steam üzerinden kurdum :)


Ets2 Testleri:

  1. Windows'a göre ortalama 3 fps fazla aldı.
  2. 2 Saatin sonunda ısınmadan dolayı Tearing oluşmaya başladı. (5 dk gibi kısa bir süre soğumasını bekleyince gçeiyor.)
  3. Akıcılığında hiç bir sorun yok. Donma, kasma, takılma vb gibi durumlar yok.

Cs:Go Testleri:

  1. Ets2'ye göre çok daha başarılı oldu.
  2. Ortalama 5-6 fps daha fazla almayı başardı Windows'a göre.
  3. Cs'de ne kadar ısınırsa ısınsın garip bir şekilde Ets'de olan Tearing olmadı.
  4. Cs:Go'da da akıcılığında hiç bir sorun olmadı hatta yükselen fps ile doğru orantılı olarak daha akıcı oynadığımı bile söyleyebilirim.


Genel Değerlendirmem:


Genel olarak günlük kullanım için ve belli bir program kullanmakta zorunluluğu olmayanlar için gerçekten biçilmiş bir kaftan. Rahat kullanımı, kolay arayüzü, hemen alışılan yapısı, akıcı ve hızlı olması, oyunlarda problem yaratmaması, Spotify, Twitter, Steam, Youtube gibi uygulamaların kurulu gelmesi, mağazasında aradığınızdan fazlasının olması, debian tabanlı olması ve daha sayamadığım bir çok yanı ile son kullanıcı odaklı olmayı farklı bir boyuta taşımış. İlk başta biraz tuhafınıza gidip "garip" gelse de daha sonrasından içiniz hızla alışıyor ve vazgeçilmeziniz oluyor. Kullandığım iki günde de yaşadıklarımı kısa kısa maddelerle anlatırsam;
  1. Kurulum sırasında çift işletim sistemi olarak kurmaya çalışsam da diğerleri gibi "gelişmiş" seçenekler sunmadığı için Windows'u silip tüm disklerimi biçimlendirip tek işletim sistemi olarak kuruldu. 
  2. Kurulumu ortalama 7 dk sürüyor. Bu inanılmaz bir hız.
  3. Steam vb kurulu geliyor. Oyun yedeklerim de olduğu için onları da hızla kurdum ve hiç bir problem ile karşılaşmadım. Sadece yukarıda da belirtiğim gibi uzun kullanım sonunda oyunlarda Tearing olabiliyor.
  4. Kullanımınız sırasında (ki incelemek için 2 gündür hiç kapatmadım. Açmadığım uygulaması, yapmadığım işlem kalmadı. Windows'u da sildiği için tüm işlemlerimi bunda yaptım) en ufak bir donma, kasma, takılma veya hata ile karşılaşmadım.
  5. Müzikler konusunda bir sıkıntı yaşamadım bazı dağıtımlarda olduğu gibi ek paket kurmadan kolaylıkla tüm müziklerimi dinleyebildim.
  6. Harici hdd'mi kolaylıkla tanıdı. NTFS olduğu halde hiç bir sorun çıkarmadı ve çoğu dağıtımda görmediğim "donanımı güvenle kaldır" seçeneğine de sahip olması ayrıca mutlu etti beni.
  7. Laptopumun klavyesi ışıklı ve çoğu dağıtımda ve tabii ki Windows'da bunun çalışması için ya sürücü kurmam ya da bir çok dosyanın içinden bir çok kısmını değiştirmem gerekiyordu bunda böyle bir sorun olmadı ve fn ile yapabileceğim tüm kombinasyonlar sorunsuz bir şekilde çalıştı. 


Günlük Olarak Kullanılır Mı?


İlk yazımda tereddütte kalarak da olsa kullanılabileceğini söylemiştim bu yazımda ise net bir şekilde söylüyorum ki günlük kullanım için Wİndows'dan bile iyi bir seçenek. Kolaylığı istediğinizi hemen sunması, kasma, donma gibi sorunlar olmaması. Windows'da ki gibi dakikalarınızı alan arka plan uygulamalarının olmaması günlük kullanım için onu fazlası ile iyi yapıyor. Bunların yanında kurulumunun 7 dk sürmesi ve bu kurulum sonunda bir de driverler ile uğraşma derdinizin kalmaması da ayrı bir olumlu yanı.


Özet:

Linux destekli oyunlarda Windows'a göre ortalama da 4 fps daha fazla veriyor. Herhangi bir akıcılık vb ile problem olmuyor. Bilgisayar fazla ısındığında Tearing problemi oluşmaya başlıyor. Onu da 5 dk gibi kısa bir süre dinlendirirseniz ortadan kayboluyor. Günlük kullanımda hiç bir sorun yaşatmıyor. Gerekli olan tüm programları size sunuyor. Günlük kullanımlarda Windows'dan çok daha hızlı ve akıcı çalışıyor.


İncelememi ve testimi okuduğunuz için teşekkür ederim. Aklınıza takılan soru olursa bildiğimce cevaplamaya çalışırım. Oyun konusunda da merak ettiğiniz oyun varsa yorum olarak bırakın eğer elimde varsa kurup, deneyip size deneyimlerimi aktarmaya çalışırım. Şu anda çok uzun bir zaman olmadığı için çok oyunda test edemedim.
Devamını Oku

Endless Os İnceleme

Endless Os'u bir çok yerde görmüştüm. Özellikle kullandığım laptop olan Asus'un sitesinde de bununla ilgili onlarca yazı olduğunu fark etmiştim. Fakat tam olarak incelemek için de fırsat bulamamıştım. Geçtiğimiz günlerde  yine karşıma çıktı ve benim de yapacak hiç bir işim olmadığı, dağıtım incelemelerine de yeniden başladığım için bir deniyeyim bakayım bu ne diye hemen indirdim ve kurdum. İlk başta bir tablet açmışım gibi geldiği için beğenmedim ta ki biraz kurcalayana kadar. Kurcalayıp biraz da hakkında araştırma yapınca fark ettim ki aradığım dağıtım bu! Şimdi edindiğim bu araştırma sonuçlarını, kendi deneyimlerimi ve incelememi sizlerle paylaşacağım.

Full Sürüm ile Basic Sürüm Arasındaki Fark Ne?

İlk karşınıza çıkacak soru bu. Buna cevap vermeden önce Endless Os'un amacının eğer internetiniz yoksa size internete ihtiyaç duymadan her şeyi kullanbileceğiniz, internetin yokluğunu yaşatmayacak bir deneyim sunmak. Bu bağlamda da full sürümü indirirseniz 100 küsür program kullanımınıza sunuluyor ki bunların hepsi tanındık bilindik programlar. Hiç birisi işe yaramayan programlar değil. Basic sürüm ise (ki bende internet olduğu için testlerimi bu sürüm ile yaptım) size bu programları sonradan kurma imkanı sunuyor. Yani arada ki fark full sürümde her şey kurulu geliyor. Unutmadan söyleyeyim full sürümün boyutu biraz büyük.  Unutmadan şunu da söyleyeyim adına aldanmayın sürümlerin ikisi de ÜCRETSİZ.

Yüklü Gelen Uygulamalar ve Mağaza

Buraya uzun uzun yazmak isterdim fakat yazımın 10 sayfa olmasını istemiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim Basic sürümünü kurduğum halde Whatsapp, Youtube,  Spotify, Dualingo gibi telefonlaradn görmeye alışık olduğumuz ve Linux'de genelde en çok problem yaratan uygulamalar yüklü olarak geliyor. Bunun yanında internet tarayıcısı olarak Chrome, medya oynatıcı olarak ise Vlc geliyor.  Bunların yanında Skype, Evolution adında  da muhteşem çalışan bir e-mail istemcisi, Libre Office paketleri, Steam de yine kurulu olarak geliyor. 

Bitti mi bitmedi. Bir mağazası var ki sormayın gitsin. Biran kendimi Windows'da sandım. Aklınıza gelecek, işinize yarayacak tüm uygulamalar mağazasında bulunuyor.  İlk başlarda uygulama mağazası değince aklıma hiç düşünmeden Deepin Os geliyordu. Fakat Endless ile tanıştıktan sonra bu düşüncem tamamen değişti. Bunda en büyük etken de daha önce hiç bir dağıtımda görmediğim uygulamaların da olması da tabii ki büyük bir etkene sahip oldu. En çok hoşuma giden uygulamalard orrari de WikiArt oldu. Uygulamayı açınca biran da kendimi bir sanat galerisine girmiş gibi hissettim :)





Performans ve Kararlılık:

Bu konuda da beni şaşırtığını söylemem lazım. Bu kadar çok ve normalde olmayan uygulamanın bir arada olması bir de bunların kurulu olarak gelmesi kararlılık konusunda sıkıntı yaşatabileceğini düşündürmüştü bana. Özellikle Deepin Os deneyimim de bazı uygulamalarda ara ara sorunlar yaşamam da bunu düşünmemde etkili olmuştu.  Fakat çoğu denememi ve testimi sanal makine üzerinde yapamam lazım Endless'de asla donma, takılma, kasma, herhangi bir hata, uygulamanın takılıp atması gibi bir sorun yaşamadım. Perfomans olarak da gayet akıcı olduğunu söyleyebilirim. Yakın bir zamanda Oyun kurup oyun testlerini de paylaşmayı düşünüyorum ve o konuda da beni şaşırtacağına şimdiden inandırdı.

Görsellik ve Türkçe Desteği:

Görsellik kişiden kişiye değişse de ilk yüklediğimde "bu ne ya tablet mi yükledik" demedim değil. Fakat biraz kurcaladıktan sonra (Debian üstüne de kurulmuş bir işletim sistemi olduğu düşünülünce) görsel olarak aslında hoş ve sade olduğunu görmeye başladım. Bunun yanında daha önce inceledim veya adını duyduğum hiç bir işletim sistemine benzememesi de beni ayrıca tatmin etti. 

Türkçe desteği konusunda ise %90 oranında düzgün bir çeviri olduğunu söyleyebilirim. Fakat bazı noktalarda hala eksiklik yok değil. Fakat bunlarında zamanla giderileceği belli. Çünkü internette yaptığım araştırmalarda gördüm ki eskiden daha kötü durumdayken şu anda normal kullanımda hiç sıkıntı yaşatmayacak kadar çeviriler tamamlanmış.

Günlük Kullanım İçin Uygun Mu?

Net bir şekilde cevap verebilirim ki EVET! Hatta günlük kullanım için en uygun işletim sistemi bu diyebilirim. Gerek yüklü gelen uygulamalar, gerek kullanması kolay arayüzü, gerek bize sundukları, gerekse de Debian tabanlı olup yabancılık çekmememizi sağlaması günlük kullanım için biçilmiş bir kaptan yapmış Endless'i.



Devamını Oku